Hamidiye
 
 
Temsilciliklerimiz
Isigimiz
   
 
Projelerimiz
Gelecegimiz Için Bir Isik
 
 
Anasayfa       Kurumsal       Projelerimiz       Bağış       İletişim      
   
Cuma Mektebi

“MÜZAKERELİ TEFSİR DERSİ"

Ra'd Sûresi, 43 (kırküç) âyet olup Mekke'de mi, Medine'de mi indiği hakkında ihtilaf vardır. Sûrenin muhtevası göz önüne alınırsa Mekke'de indiğini söyleyenlerin görüşü biraz daha ağırlık kazanır. Sûrenin onüçüncü âyetinde gök gürültüsü manasına gelen "er-Ra'd" kelimesi zikredildiği için sûreye bu ad verilmiştir.

Rahmân ve Rahîm Allah'ın adıyla.

1. Elif. Lâm. Mîm. Râ. Bunlar, Kitab'ın âyetleridir. Sana Rabbinden indirilen haktır, fakat insanların çoğu inanmazlar.

2. Görmekte olduğunuz gökleri direksiz olarak yükselten, sonra Arş'a istivâ eden, güneşi ve ayı emrine boyun eğdiren Allah'tır. (Bunların) her biri muayyen bir vakte kadar akıp gitmektedir. O, Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanmanız için her işi düzenleyip âyetleri açıklamaktadır.

3. Yeri döşeyen, onda oturaklı dağlar ve ırmaklar yaratan ve orada bütün meyvelerden çifter çifter yaratan O'dur. Geceyi de gündüzün üzerine O örtüyor. Şüphesiz bütün bunlarda düşünen bir toplum için ibretler vardır.

4. Yeryüzünde birbirine komşu kıtalar, üzüm bağları, ekinler, bir kökten ve çeşitli köklerden dallanmış hurma ağaçları vardır. Bunların hepsi bir su ile sulanır. (Böyle iken) yemişlerinde onların bir kısmını bir kısmına üstün kılarız. İşte bunlarda akıllarını kullanan bir toplum için ibretler vardır.

5. (Resûlüm! Kâfirlerin seni yalanlamalarına) şaşıyorsan, asıl şaşılacak şey onların: "Biz toprak olduğumuz zaman yeniden mi yaratılacağız?" demeleridir. İşte onlar, Rablerini inkâr edenlerdir; işte onlar (kıyamet gününde) boyunlarında tasmalar bulunanlardır. Ve onlar ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacaklardır!

6. (Müşrikler) senden iyilikten önce kötülüğü çabucak istiyorlar. Halbuki onlardan önce ibret alınacak nice azap örnekleri gelip geçmiştir. Doğrusu insanlar kötülük ettikleri halde Rabbin onlar için mağfiret sahibidir. (Bununla beraber) Rabbinin azabı da çok şiddetlidir.

7. Kâfirler diyorlar ki: Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya! (Halbuki) sen ancak bir uyarıcısın ve her toplumun bir rehberi vardır.

 

KUR’AN OKUMAK, HAYATI KUR’ANLA OKUMAKTIR

Hud Suresi 112. Ayeti bilmeyenimiz yoktur. Ya da Peygamberimizin (sav) “Beni ihtiyarlatan” nitelemesini hatırlamayanımız... Ayeti tekrar hatırlayalım. O halde seninle beraber tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Aşırı da gitmeyin.”İstikamet üzere olmak, istikamet üzere yaşamak. İstikamet üzere ölmek. İstikametin ne olduğunu tespit ve tayin, neyin Peygamberimizi ihtiyarlattığını bilmek ve anlamak bakımından son derece önemlidir. Aslında Hud Suresi 112. ayet, peygamberimiz üzerinden, bizi ihtar ediyor. İstikametten şaşmamamız gerektiğini ve bu hususta ne kadar kararlı olmamız gerektiğini.

 

Fatiha Suresinde Rabbimiz bize bir dua öğretiyor. ”Ya Rabbi! Bizi istikamet üzere bir yola ilet. Nimet verdiklerinin yoluna.. ”Aslında bu Peygamberimizin saçlarını ağartan istikametin adresini gösteriyor. Nisa Suresiyle tefsir edilen nimet verilenleri hatırlayacak olursak istikametin tespit ve tayininden sonraki adımın istikamet üzere yaşamak olduğunu görürüz. Yol haritası belli. Peygamberler, Sıddıklar, Şehitler ve Salih kimseler. Bizim kimlere bakarak yol tespitinde bulunmamız gerektiğini işaret eden izah.

 

İstikamet üzere yaşamanın sürdürülebilmesi, bu yolda aldığımız her nefesin şahitliğiyle mümkün. Salih bir mümin olmak istiyorsak Peygamberlere/ Peygamberimize (sav) Sıddıkça bir bakış açıyla tabi olmamamız, onların sünnetine hayatımızla şahitlik etmemiz gerekiyor. Zira istikamet üzere ölmenin istikamet üzere yaşamaya bağlı olduğu ortadadır.

 

İstikamet üzere nasıl yaşayacağımızı ifade etmeye çalıştığımız çerçevede bir hayatı nasıl yaşayacağımızı öğrenmemiz gereken yegâne kaynak kuşkusuz Kuran’dır. Namaz nasıl ki kulun Rabbiyle buluşmasıysa Kuran da Allah’ın (cc) kuluyla konuşmasıdır. Kuluna konuşmasıdır. Kuran’la tanış bir hayat sahibi müminin dünyasında Kuran’a danışmadan söylenen bir söze, savunulan bir fikre yer yoktur. Toplumu “Takva ekseninde dönüştürme” iddiasındaki mümin, Kuran’a danışır, Kuran'la konuşur. Bilir ki Kuran ona bir rehberdir. Hayatın anlamını kavrama ve kavratmada Kuran’ın yeri sözün ve eylemin başlangıcıdır. Bilir ki Mü’min, Peygamberine ilk inen ayet “Oku” dur. Bir ümmi bakış açısıyla, Yaratan Rabbimizin adıyla ve onu referans alarak Kuran’la toplumu ve toplumun açmazlarını okumasını öğütleyen bu ayet, hayata vahiyle müdahaledir. Mademki amaç toplumu takva ortak paydasında buluşturmaktır, yapılacak iş bellidir. Kuran’ın rehberliğinde bir hayat. Kuran’ın rehberliğinde bir mücadele ve Kuran'ın rehberliğinde irşat. Mümin bu özelliği kuşandığında Kuran'ın rehberliği pratik hayatının her safhasında mutlaka tecelli edecektir.

 

Sözü, Sözün Sahibinden başlayarak söyleyenin sözü kalıcı, sözünü Sözün Sahibini ıskalayarak söyleyenin sözü aldatıcıdır. “O halde seninle beraber tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Aşırı da gitmeyin.” (Hud:112)

İdris ŞEKERCİ

 

 

ÜÇ AYLARIN FAZİLETİ  VE KANDİLLER

“Allahümme bariklena fi Recebe ve Şaban ve belliğna Ramazan”

“Allah’ım bize Recep ve Şabanı mübarek kıl ve bizi Ramazana ulaştır.” Âmin.

“Recep Allah Tealanın, Şaban Benim, Ramazan ise ümmetimin ayıdır.”(h.ş)

Yüce Allah’a sonsuz şükürler olsun ki, yeni bir rahmet iklimi olan mübarek üç aylara kavuşmuş bulunuyoruz.

Bu aylar, imanımızdan gelen bir heyecanla ibadet hayatımızın daha canlı tutulduğu rahmeti bol, bereketli bir mevsimdir.

Recep ayında, Regaip ve Mi’râc; Şaban ayında Berat; Ramazan ayında ise Kadir Gecesi gibi dört ayrı gece bulunmaktadır. Bu geceler, üç ayların manevî atmosferinin bereketli ve hikmetli yıldızları gibidir. Bu geceler halkın din algısında kutsal sayılan gecelerdir. Bu gecelere halk arasında kandil geceleri de denir. Kandil anlayışı Peygamber Efendimizin uygulamasında yoktur. Hicri üçüncü asırda genelde tasavvufi çevreler tarafından kutlanmaya başlanmıştır. Osmanlı da ise ilk kez 2. Selim zamanından itibaren minarelerde kandillerin yakılmaya başlanması ile beraber Kandil olarak anılmaya başlanmış ve bu çerçevede görkemli törenlerle kutlanmaya başlanmıştır.

Muhammed Fesih KAYA 

“AHLAK” KONULU YAZILARIMIZ

 

RUHA AİT GÖREVLERİMİZ

Dünya ve üzeri cilalanmış bu hayat tarzı karşısında, kışkırtılmış nefislerimizin herşeyden evvel tezkiye’ye ihtiyacı var. Müslüman kişiliğin günümüz eşya dünyası ile kurmuş olduğu ilişkinin niteliği aşırı sahiplenici bir özelik taşıyor. Sorun eşyaya sahip olma/k/mak değil, kurulmuş olan ilişkinin niteliğidir. Bununla ilgili sürekli olarak başkalarını eleştiren ama eleştirdiğinin yerine geçme arzusunu taşıyan bu kişiliğin mutlak şekilde<<tezkiye>>den geçmesi gerekir. Böylece yaşanan sapmanın önüne geçilir ve hayat yeniden anlamlı bir hale gelebilir.

MUHAMMED FESİH KAYA

DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ…

 

 


1315 Defa Görüntülendi
 
 
Arkadaşınla Paylaş
Yazıcıya Gönder
Yorum Yap
Bu Konu İçin Henüz Yorum Yapan Olmamış.
İlk Yorum Yapan Siz Olun !
 
   
Puan : Çok İyi  İyi  Orta  Kötü  Çok Kötü
Ad Soyad :
E-Posta :
Başlık :
Mesaj :
 
   
 
Destek   Sıkça Sorulan Sorular | Üye Ol
Hızlı Ulaşım   Kurumsal | Temsilciliklerimiz
İletişim   İletişim | E-Posta
Linkler  
     
Türkçe | English    
© 2010 Günisigi Dernegi Tüm Haklari Saklidir.    
Ritim Ajans    
  TR | EN
   
Üye Girisi
 
SIFREMI UNUTTUM
YENI ÜYELIK
Önceki Sayfa   Geri
 
Makaleler