Genel Merkez
 
 
     
 
Temsilciliklerimiz
Isigimiz
   
 
Projelerimiz
Gelecegimiz Için Bir Isik
 
 
Anasayfa       Kurumsal       Projelerimiz       Bağış       İletişim      
   
Makale
İslam Davetçisinin Söylem Sorunları

Mehmet ÇUKURYURT

06 Şubat 2012  tarihinde eklenmistir.

 “Allaha Çağıran, İyi İşler Yapan Ve Ben Allaha Teslim Olmuş Müslümanlardanım Diyenden Daha Güzel Sözlü Kim Vardır?”  (Fussılet / 33)

Nebevi bilinçle kuşanmış her mümin/mümine,  şu dünya hayatında, tek kişilik bir inanç hücresinde,dünyadan kopuk izole bir yaşam süremeyeceğini bilir.Ne yapması gerektiği Kitab’ta yazılmış,nasıl yapması gerektiği Önder’inde işaret edilmiştir.Zamana,mekana,şartlara göre değişiklik arz etse de nüve hep aynı kalmıştır.Bu şaşmaz pusula  müntesiplerini hiçbir zaman yanıltmamış,her daim önlerinde yol gösterici bir ışık olmuştur.

Kutsal mesajı insanlara ulaştırma görevini yüklenen mümin/mümine davetçi bu görevi yerine getirme yolunda bir çok engele de hazırlıklı olmalıdır.Mesela,inanç, düşünce ve eylem alanlarımızı kurgularken kelimelerden, kavramlardan ve terimlerden yararlanırız. Ancak bu terim ve kavramları ait oldukları dönemsel bağlamdan koparmadan, anlam kaymalarına uğratıp içlerini boşaltmadan yerli yerinde kullanmak gerekliliği vardır. Birbirinden kopuk, iyi temellendirilmemiş, içi doldurulamamış terimlerle yola çıkmak emek, zaman ve enerji kaybı ile birlikte muhatap kitleler nezdinde güvensizlik ve tutarsızlık algılamalarına sebebiyet verir.

Kendi mücadele dilimizi oluştururken referans alacağımız yegâne kaynak Allah’ın Kitabı ve Allah’ın Resulunün   pratik sünnetidir. Müslüman davetçinin en büyük avantajı böylesi sağlam kulplarının olmasıdır. Bu kaynaklarla kendini sağlama alan davetçi yaşadığımız çağın literatürüne  de vakıf olmalı; sanat, siyaset, felsefe, sosyoloji, teknoloji, ekonomi gibi modern zamanların bilimsel araçlarına  asgari düzeyde dahi olsa aşina olmalıdır.

Saydığımız bu araçlara yeterli düzeyde sahip olamayan  müslüman tebliğcide kendine güvenememek (özgüven eksikliği), konuya hakim olamamak (konsantrasyon bozuklukları), muhatapları karşısında yetersiz kalmak (acziyet) gibi bir davetçide asla olmaması gereken şartlar olgunlaşır .Neticesi davetçinin yılgınlığa düşmesi ve havlu atmasıdır. Sorunlarının üzerine gidemeyen  davetçinin nihayetinde kafası karışacaktır. Bizce kafa karışıklıklarını gidermenin yollarından birkaçı şunlar olabilir;

- Kuranı mukayeseli ve önyargısız okumak

- Dinin özünü iyi kavramak

- Örnek davranış modelleri geliştirmek için nefis tezkiyesi yapmak

- Politize olmadan, güncel siyasi okumalar yapmak

- Müntesibi olduğu yapıyı tek kurtuluş yolu olarak görmemek              

Bu bağlamda şunu söylemek elzemdir ki  “Ben Müslümanım” diyen bir insanın sorumlulukları o an başlamış demektir.Bu sorumluluklar özetle;

1.      Allah (c.c.)a,

2.      Rasulullah (s.a.v.)’a,

3.      Beyt’ine (kendi ailesine),

4.      Ümmete,

5.      Ve tüm insanlığadır.

Üzerinde böylesine ağır sorumluluklar olan bir insanın haliyle donanımı da ona göre olmalıdır.Gayreti,enerjisi,fedakarlığı da Allahın rızasını kazanmaya endeksli olmalıdır.Allah rızasını öncelememiş bir çalışmanın ne Allah katında değeri vardır,ne de insanlar nezdinde bir kalıcılığı ve kazanımı olabilir.

Amacımız zarfın mazrufla,  ıstılahın mefhumla, söylemin eylemle iç içe olduğunu, yarınların bugünden başladığını, istikbalin an’lar üzerinden kurulduğuna dikkat çekmektir. Bizim gönül dilimiz insanlara ezeli ve ebedi, namütenahi güzellikleri muştulayacak vasıfları haizdir. Çünkü İslam’ın  vaat ettiği toplumsal hayat nizamı ütopik, despotik, gerçekten uzak, durağan  kalıplara sığabilir değildir. Aksine insani, etkin, devingen,  sonuca dönük etkileri olan,genişmeye müsait, canlı ve dinamik bir yapıya sahiptir.

Bize düşen İslami söylemi baba mirasımızmış gibi algılayarak gruplara ayırıp parçalamadan, yüklenilen sorumlulukların alanını daraltmadan, farklı grup ve kliklere kapıları kapatmadan, dışımızdaki dünyaya daha esnek davranarak kitleselleştirmektir. Çünkü tarihsel ve toplumsal hesaplaşma son kertede çok sert ve çok keskin olacaktır.

Muhataplara yaklaşım usul ve üslup hatalarına düşülmeden yapılmalıdır. Söylem, tavır ve yöntemde fıtri yaklaşım göz ardı edilmemelidir. Sözün yumuşak söylenmesi ve hikmetle yaklaşımın Kur’an-i bir tavsiye olduğu unutulmamalıdır.

“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel biçimde mücadele et.”(Nahl /125) 

Sahip olduğumuz İslami doğruları geniş kitlelere aktarmanın ve bu kitleler nezdinde bir toplumsal değişimin gerçekleşmesi için gayret sarf etmenin öncelikli sorumluluklarımızdan olduğu bilincini bir lahza bile aklımızdan çıkarmamalıyız.

Bu sorumluluk hayatımızın tümünü kapsar. Şekilde farklılıklar olsa da öz aynıdır. İş hayatında ya da evde, dağda ya da şehirde değişmez. İslami kimliğimizi her zaman ve mekânda ortaya koymak,bunun gerekliliği olan tavırlar seçmek ve muhatap kitlemiz olan topluma bu doğruları net bir şekilde iletmek vazgeçemeyeceğimiz, erteleyemeyeceğimiz görevimizdir.

 Kuranda rabbimiz müminlere hayra çağırma, iyiliği emredip kötülüklerden sakındırma görevi vermiştir.

 “Ey müminler! İçinizden hayra çağıran, iyiliği yayıp kötülükleri önleyen bir topluluk bulunsun. İşte selâmet ve felâhı bulanlar bunlar olacaklardır.”(Al-i İmran/104) 

 İlahi hakikatlerin topluma aktarılması müminlerin hayat içinde temel kulluk vazifesidir. İslami davet (tebliğ), ferdi sorumluluk olarak ve toplumsal (cemaat) olarak iki kısımda irdelenmelidir. Ferdi davet diğerine göre daha geniş ve dağınık bir konudur. Bu yönüyle her ortamda karşılaşılan muhataplarla sürdürülmesi gereken bir ilişki biçimi ve gündelik hayatın içinde her zaman sarf edilmesi gereken bir gayret, amel olarak görülmelidir. Cemaat boyutu söz konusu olduğunda ise ilkinden farklı olarak daha planlı, programlı ve hedefleri önceden belirlenmiş bir çabaya karşılık gelmektedir.

Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyi söylemek, Allah katında büyük gazaba sebep olur.(Es-Saff/2-3)

Tebliğ görevi üstlenmiş kişide asla olmaması gereken şey, söyledikleriyle yaşadıklarının çelişikliğidir.Bu kısım, üzerinde ayrıca durulması gereken, etkileri çok fazla tahrib edici olabilen başlıbaşına bir sorundur.                                          
DAVETTE USUL, YÖNTEM NASIL OLMALIDIR?

Çalışmalarımızın anlamlı ve sonuca dönük  olabilmesi için ilk önce şu soruyu kendimize sorup ardından da sıhhatli bir cevap bulmamız gerekmektedir: kimi neye çağırıyoruz?

Burada “öncelik kavramı”  üzerinde durulması gereken asıl konudur. Bunu şöyle açabiliriz;çağın her türlü manipülasyonuna rağmen fıtraten bozulmamış, insani özelliklerini her şeye rağmen muhafaza etmiş, yahut girdiği arayış yolunda daveti kendisi talep eden insanları mı önceleyeceğiz? yoksa maddeten varlıklı, sosyal statüsü toplumca malum, makam ve mevki sahibi, şöhretli, soylu, fiziksel özellikleri ön plana çıkan vs. vs. insanlar mı önceliğimiz olacak? Allah Resulunun vahiyle uyarılmasına sebep olan İbni Ümmü Mektum olayını burada hatırlatmakta fayda görüyoruz.

Bu noktada değinmeden geçemeyeceğimiz önemli konulardan bir tanesi de çalışmalarda “SABIR” üstkavramının gölgesinde “istikrar/devamlılık” şartının olmazsa olmazlığıdır.Genelde insanlar yerleşik alışkanlıklarından kolay kolay vazgeçmez, seleflerinden tevarüs etmiş  geleneksel kalıpları sorgulamaya pek yanaşmazlar. Hele hele sorumluluk yükleyen mesajlardan  haz ettikleri asla söylenemez. Bu durumda mesajın sürekliliğinde ısrar edilmesi, bıkılıp usanılmaması süreci tersine çevirebilecek en büyük enstrümandır. 

MESAJIN MUHTEVASI

İnsanlar neye çağrıldıklarını bilecek kadar mesaj açık, yalın ve net olmalıdır. Muhatapların ne ile karşı karşıya oldukları hususunda kafalarında en ufak bir şüphe olmamalıdır. Nebilerin çalışma yöntemlerinin de belli ettiği şekliyle kafa karıştırmayan, açık, şüpheleri varsa izale eden arı duru bir mesaj mesajın ve çalışmanın merkezi olmalıdır. Bunun sonucunda insanlar kendilerine ne iletildiğini ve kendilerinden ne istendiğini hiçbir şüpheye yer kalmadan anlamalı ve tercih noktasında kendi kararlarını kendileri verebilecek düzeyde olmalılar.

 Vasıtalar, usuller değişse, gündemler farklılaşsa da insanlar ancak tevhide çağrılmalıdırlar. Dünyevi faydalara, kitlesel bir kalabalığa, mala mülke, şöhrete değil, ilahi rahmete çağırmak esas olmalıdır.

 Kullandığımız dil (söylem),herkesi kuşatıcı olmalı, kimseyi ayırd etmemelidir. Geçmişte yapılan hataların (ailelerimize yaklaşımımız, topluma yaklaşımımız vs.) tekerrür etmemesi için İslami altyapımızın sağlam temellere oturtulması ve gelecek nesillere de böylece aktarılmasına gayret gösterilmelidir. Bu konuda basılı kaynaklar üretilip, bunların ders olarak okutulması sağlanmalıdır. “Kim olursan ol,ne olursan ol yine de gel” kolaycılığına gidilmemeli, gelenleri kategorize ederek tasnif etmeli ve bunun üzerine tedrici eğitimden geçirmeliyiz. Kimseye basamakları beşer onar çıkma yükü getirmemeliyiz.

 “Sizi İnsanlara Şahid Olasınız Ve Resul De Size Şahid Olsun Diye Böyle Vasat Bir Ümmet Kıldık” (Bakara/142)

“Vasatilik adalettir” der Ahmed İbn-i Hanbel. Bizim de söylemlerimiz “kuşatıcı İslami vasatilik” üzerine mebni olmalıdır. Çünkü vasatilik, zulümler arasından adaleti, batıllar arasından hakkı, ölçüsüz tavırlar arasından itidali, marjinallikten kitleselliği getirir. Yol tutuşumuzdaki aksaklığı ve yol yürürken sapmayı önler.Aynı zamanda   gerçekleri ancak tek yönüyle görebilen içe dönük bakışı, sertlik, keskinlik ve önyargıları regüle ederek bütün yapıyı koruyan  bir denge ögesi olur.

Son söz olarak İslam’ı kendi amacımız (artık o ne ise!) İçin bir vasıta haline getirip, insanları gizli gündemlerimizin, gizli ajandalarımızın figüranları yapmamalıyız. Ne düşünüyor ya da neyi düşlüyorsak insanları ona göre  toplamalıyız. Uzun soluklu olabilmenin,bugünden yarına sözü taşıyabilmenin,gelecek kuşaklara sağlıklı bir yapıyı miras bırakabilmenin olmazsa olması dürüst ve net olabilmek şartlarıyla mukayyettir.Sebeb olduğumuz insanlara hüsran yaşatmak, kendimizin iki kere hüsrana batmasını getirir ki bunu hiçbirimiz arzu etmeyiz.

 


249 Defa Görüntülendi
 
 
 
 
Arkadaşınla Paylaş
Yaziciya Gönder
Yorum Yap
4 Yorum Yapıldı
Ortalama Değerlendirme :  
07 Şubat 2012 16:44:33
 
İSABETLİ VE DOYURUCU (Cafer Doğan)
Dinin temel prensiplerini / muradını anlamış ve düşünce / eylem tecrübesi olan bir kalpten çıkan satırlar için yazara müteşekkiriz. Bereketli yazılarının devamını bekliyoruz. Selam Ve Dua ile..
08 Şubat 2012 00:32:29
 
Allahin dinini dert edinenlere selam olsun (Yahya ASAL)
Allah cc razi olsun hacim emegine saglik.
12 Şubat 2012 11:31:13
 
Allah razı olsun (cem şenel)
Allah (c.c) razı olsun abim
13 Şubat 2012 08:05:04
 
yuregıne saglık muhterem (huseyın akça)
Bizim gönül dilimiz insanlara ezeli ve ebedi, namütenahi güzellikleri muştulayacak vasıfları haizdir.
 
   
Puan : Çok İyi  İyi  Orta  Kötü  Çok Kötü
Ad Soyad :
E-Posta :
Başlık :
Mesaj :
 
   
 
Destek   Sıkça Sorulan Sorular | Üye Ol
Hızlı Ulaşım   Kurumsal | Temsilciliklerimiz
İletişim   İletişim | E-Posta
Linkler   İnsan Vakfı | Ritim Ajans | İMH
     
Türkçe | English    
© 2010-2012 Günisigi Dernegi Tüm Haklari Saklidir.    
Ritim Ajans    
  TR | EN
   
Üye Girisi
 
SIFREMI UNUTTUM
YENI ÜYELIK
Önceki Sayfa   Geri
 
Makaleler 

Yusuf KAPLAN

Ammar Cengiz ŞENOL

Cemal BALIBEY

Nasuhi GÜNGÖR

Barış ÇUBUK
 
Ankete Katıl

Ortadoğudaki gelişmeler Türkiye'nin geleceğini olumlu yönde etkiler mi ?


Olumlu Etkiler
Olumsuz Etkiler
Etkilemez
 
Sonuçlar
Ankete Katılım Sayısı : 1

Önceki Anketler


Mail Grubuna Kayıt Olun!
Listeden çıkmak için tıklayınız.